Perşembe Mar 11

Rehberlik

( 3 - KULLANICI DEGERi )

ÖSS'de şans faktörü yoktur.

Çünkü:

a- 4 yanlışın 1 doğruyu götürmesi

b- Yaklaşık 1.5 milyon rakibin olması

c- 9 dersten 100'ün üzerindeki konudan soru sorulması

d- Her soruda 4 çeldiricinin olması

e- 180 soru sorulması

f- 180 dakika süre verilmesi

g- Tek sınav olması gibi etkenler şans faktörünü azaltabilir.

2- Sınavda 10 farklı kitapçık türünün olması sebebiyle soruların kolaydan zora doğru bir sıra takip etmemesi.

3- En kolay ve en zor sorunun da aynı puana sahip olması

4- Turlama tekniğinin kullanılması. Birinci turda kesinlikle emin olunan soruların işaretlenmesi, ikinci turda boş bırakılan ve vakit alacak soruların çözülmesi

Adaylar turlama tekniğini kullandıklarında tekrar başa dönüldüğünde zaman kaybetmemek için kitap üzerindeki soruların yanına kendilerine ait semboller kullanabilirler. Bunlar;

a- Cevabından emin olunan soruya X (çarpı) işareti konulabilir. X 1.

b- İki şıkka indirip de işaretlenmeyen soruya !(ünlem) işareti konulabilir.

c- Zaman ayırırsam yaparım denilen soruya + (artı) işareti konulabilir.

d- Boş bırakıp döndüğümde tekrar bakarım denilen soruya daire konulabilir.

e- Hiç yapamam dediğiniz soruya elips işareti konulabilir.

5- Soruların kolaylığı ve zorluğu, kısalığına veya uzunluğuna bağlı değildir.

6- Kodlamalar sınav sonuna bırakılmamalı, her sorudan sonra verilen cevap optik forma işaretlenmelidir.

7- Çok soruya cevap vermek çok net çıkarmak anlamına gelmez.

8- Alanı sözel olan bir adayın, fen sorularını bilmediği halde nasıl olsa sözel puanımı etkilemez diye tüm fen grubu sorularını bilmeden işaretlemesi veya tersi bir durumda alanı sayısal olan bir adayın da için de sözel kısmı bu şekilde işaretlemesi puan kaybetmesine sebep olur.

9- Bazı adayların yanlışlıkla veya bilerek aynı soru üzerinde birden çok şıkkı işaretlemesi o sorunun iptal edilmesine değil yanlış kabul edilmesine neden olur.

10- Kodlama yapılırken kutucuğun tam olarak doldurulması

11- Kodlama yapılırken bir aşağıdaki sorunun şıkkına taşırılmaması

12- Şıkların değiştirilmesi durumunda değiştirilecek şıkkın iyice silinmesi

13- Bir sorudan diğer soruya geçildiğinde boş bırakılan soruların düşünülmemesi.

14- On adet farklı kitapçık türü olacağından cevapların müsvedde kağıda geçirilmesi size sadece zaman kaybettirir

15- ÖSS'de dört şıkkın arka arkaya gelme ihtimali çok düşüktür. Böyle bir durumla karşılaştığınızda cevaplarınızı kontrol ediniz.

16- Girmek istediğiniz puan türüne göre öncelikli olan testlerinizi kendi içerisinde sıralayın. Alanınızın dışındaki testleri de kendi içinde sıralayarak test çözümüne başlayabilirsiniz.

17- Öğrencinin testlerde zamanını en verimli şekilde kullanması gerekir. Tüm öğrenciler her bölüme zaman ayırmaya çalışmalıdır.



Bazı öğrencilerimiz motivasyonları olduğu halde derslerine yoğunlaşamadıklarını söylüyor. Kelime anlamı yoğunlaşma olan konsantrasyon yaptığımız işi veya çalıştığımız konuyu tamamlamamızı , anlamamızı sağlar.

Motivasyon ile konsantrasyon arasında sıkı bir bağ vardır. Birbirlerinin devamlılığını ve gücünü karşılıklı etkileyen bu iki durum yapılan işte başarının yakalanabilmesi için şarttır. Şayet bir şeyler okurken birden bire ne okuduğun hakkında bir fikrin olmadığını fark ediyor veya tekrar tekrar okuduğun satırlardan hiçbir şey anlamıyorsan bu konsantrasyon eksikliğini gösterir.

Herhangi bir konuyu dinlerken herhangi bir işi yaparken çeşitli görüntülerin aklımızdan geçmesi ve o görüntülerin başka başka olaylar hatırlatması konsantrasyon dağılmasıdır. Herkesin başına sıklıkla gelir ; birisi bir şeyler anlatırken sen de dinler gibi görünürken aklından futboldan yemeğe kadar birbiriyle ilgili ilgisiz bir çok şey geçer , kontrolsüz çağrışımlar arasında kaybolur gidesin.

Hedeflerini belirlemiş, motivasyonunu sağlamış olmana rağmen çalıştığın derse yoğunlaşamıyorsan, konsantrasyonun bozulmasının nedenini birkaç soruyla tespit edebiliriz.:


Bedensel olarak yorgun musun?

Çalıştığın yerin fiziki durumu nasıl? (ısı , gürültü, ışık)

Duygusal sıkıntıların mı var?

Stres altında veya aşırı kaygı altında mısın?


Genellikle bu durumlar bir arada yaşanır ancak biri diğerlerinden daha baskındır. Bu durumda çalışmaya ara verip belirlediğin sorunu halledip ya da ondan uzaklaşman gerekir.


Çalıştığın konuya yoğunlaşmak için önerilerimiz :

-Amacını gözden geçir. Ona ulaştığında hayatındaki değişikliklerin ne olacağını hayal et hatta tüm duyularınla hisset. Ders çalışmaya başlarken neden ve niçin çalıştığını bilmek, hatırlamak motivasyonunu dolayısıyla konsantrasyonunu artıracaktır.

-Çalışacağın ortamın sessiz ve düzenli olmasını sağla. Çalışman esnasında gerekli olacak materyaller yanında bulunsun. Masanın üstünde gereksiz kullanmayacağın araç-gereç olamasın. Yiyecek, içecek, telefon, radyo vs. konsantrasyonunu dağıtacak şeylerdir.

-Zihnin uyanık, düşüncelerin canlı olduğu saatler verimli saatlerdir. Çalışmalarını bu saatlerde yaparsan konsantrasyonun daha yüksek olacaktır.

-Çalışmalarını masada fazla sert veya yumuşak olmayan bir sandalyede oturarak yapmalısın. Dik oturmalı ve kolların masanın üstünde olmalı. Bu oturuş biçimi kan dolaşımının hızıyla, beyine giden oksijen miktarıyla, kas geriliminin belirli bir düzeyde olmasıyla yakından ilgilidir.

-Verdiğin ders aralarında ise kısa ve uzun vadeli amaçlarını gözden geçir. Motivasyonu artıracak olan bu düşünceler konsantrasyonunu arttıracaktır.



“Bulmaca çözmekten nefret ediyorum.”, “Meyve yemeyi sevmiyorum.”, “Yemek yemeden önce ellerimi yıkamaya üşeniyorum.”, “Ödevlerime vakit ayıramıyorum”, “Sebze yemeklerini ağzıma atamam, tiksiniyorum.”, “Hikaye okumaktan sıkılıyorum, oku oku bitmiyor.”, “Hikayenin sonuna geliyorum başını unutuyorum.”….

Tüm bunları ya da bazılarını sık sık kullanırız. Hep şikayet ederiz, bıkmadan saatlerce… ama bunlar biz değiliz ki: Bunlar sadece birer alışkanlık. Aslında ıspanak yemeği harikadır. Yemeklerden önce ellerimizi yıkarsak hem mikroplara karşı korunuruz hem de bir yerimiz eksilmez. Bulmacaya gelince; ilk seferde hepsini çözenimiz yoktur. Ne kadar çok çözersek o kadar ustalaşırız. Uğraşmazsak sıkılırız tabi. Bu bizim bulmacadan anlamadığımız anlamına gelmez. Hikayeler enfestir, okudukça okumak gelir. Amma abarttık demeyelim! Başkahramanın yerine koyduk mu kendimizi nasıl da çabucak bitiririz. “Ne olacak, ne bitecek, ben olsam ne yapardım?” düşüncesiyle bir çırpıda okuruz kitabımızı. Okuldan eve geldiğimizde saatlerce televizyon izleyip cd oynuyorsak ya da arkadaşlarımıza gidiyorsak, kanepeye yatıp uzunca bir dinlenmeye geçiyorsak tabiki ödevlerimize vakit ayıramayız. Oysa okuldan gelince bir saat oyun, bir saat yemek, kırkar dakikalık ödevleri yapma zamanı ayırırsak, en az yarım saat de okumaya ayırdık mı her şeye vakit bulmuş oluyoruz. Sıra meyve yemekte: Meyveler bizim vücudumuzun vitamin depolarıdır ve her çeşit meyvenin çeşit çeşit tadı, lezzeti var. Elma, şeftali, kayısı, çilek, armut, karpuz, ayva, muz, kavun… Şeftalinin tüyleri mi gıcık ediyor, elmanın kabuğu mu sert soyarız olur biter.

Tüm bu örneklerden şunları çıkartabiliriz:

Hayatımızı alışkanlıklarımız yönetiyor ve biz istersek onların bizim üzerimizdeki hakimiyetine son verebiliriz. Elma yemek için kabuğunu soymaya üşenme alışkanlığından, sadece biz istersek vazgeçebiliriz.

Aynı şekilde derslerimize çalışmayı alışkanlık haline getirirsek etkili bir çalışmamız olur. Her gün belli saatlerde belli derslere bakar, diğer vakitleri de eğlenceye ayırırsak bir çalışma alışkanlığı kazanırız.

Bu yeter mi? Hayır! Ayrıca çalışırken konularımızı kırkar dakikalık zamanlara bölmeliyiz. Çünkü ara vermeden çalışırsak beynimiz sulanır. Onar dakikalık aralar beynimizin rahatlamasını sağlar.

Sadece bu yeter mi? Hayır! Onar dakikalık aralarda hareket etmeliyiz. Kırk dakika boyunca kan dolaşımımız hareketsizlikten yavaşlamıştır, onu harekete geçirmeliyiz. Odamızın kapısı kapalıysa açmalı, içeriyi havalandırmalıyız. Oksijen miktarı az olan bir yerde biz akıl küpleri nasıl durabiliriz! Karbondioksit miktarı çok olan bir yerde sadece kimler güzel yaşayabilir? Yine bildik! Bitkiler yaşayabilir. “Buraya kadar her şey harika. Biz bunları zaten yapıyoruz .” diyorsanız, en başa dönelim. Her gün düzenli çalışmak yeter mi? Hayır! Neden? Çünkü çalışmak için ihtiyacımız olan şeyleri önceden hazırlayıp masamızın üstüne koymazsak, zaman kaybı yaşarız, programımız aksar ve alışkanlık haline getiremeden havaya karışır. Sırf bu da değil. Hangi ders için neler gerekli olduğunu da bilemez, onları hazırlamaya uğraşırken sinir oluruz, elimiz ayağımıza dolaşır. Zaten şikayet etmek için hazırız bu da üstüne kapak olur. Ama biz bu kadar çabuk pes edecek adamlar değiliz. Ne yaparız? En kolay bulduğumuz derslerden başlar ve kendimizin gücünü görürüz ve daha zor dersi başarmak için yöntemler deneriz. Nasıl? Anlamadığımız bir derse çalışırken konuyu bölümlere ayırırız ve özetler çıkarırız. Her özeti kontrol ederiz ve bitirdiğimiz konuların üzerine çarpı atarız ya da bitti yazarız. Onun bittiğini görmek bile ne kadar yol kat ettiğimizi gösterir.

Hepimizin çalışma yöntemleri farklı olabilir; ama yapılan araştırmalara göre dinlenerek ve düzenli çalışan arkadaşlarımız daha başarılı oluyorlar. “Düzenli” kelimesi dikkatimizi çekmeliymiş. Çünkü nefes almak, yemek yemek, televizyon izlemek gibi birçok alışkanlığımız düzenlidir. Sadece düzenli de değil, sevilen istenilen şeylerdir. Hatta onlara ihtiyacımız vardır. Örneğin, yemek yemeden yaşayamayız ve her gün düzenli bir şekilde yeriz. Artık anladık!

Etkili çalışmak için yapmamız gereken şeyler:

“İSTEMEK! ODAKLANMAK! HAREKETE GEÇMEK!”



Her şeyin bir zamanı var. Çok söyleriz bu cümleyi;Herkesin doğrusudur bu cümle kimi zaman başına bir de sırası mı şimdi cümlesini eklediğimiz zamanlar olur. Tam arkadaşlarımızla oynamak için dışarı çıkacağımız zaman annemizin çocuğum her şeyin bir zamanı var şimdi olmaz sözünü duyduğumuz zamanlar çok olmuştur. Çok önemli bir konuşmayı dinlerken araya soğuk bir fıkra anlatmaya çalışan arkadaşımıza içerleriz içimizden:sırası mı şimdi?

Her şeyin bir zamanı var diye geçiririz.

Tam yatmaya hazırlanıyoruz birden bire bir zil çalar karşımızda bir dostumuz geçiyorduk da uğrayalım dedik derken ona diyemeyiz ama olmaz ki her şeyin bir zamanı var Ocakta dondurma yenmez biliriz, Ağustosta kardan adam yapılamaz onu da biliriz. Dünyanın güneş etrafındaki dönme zamanı, mevsimlerin geçiş zamanları,toprağın sürüleceği zamanı.

Her şeyin bir zamanı var.

Her şeyin bir zamanı var diyoruz da acaba ders çalışmayı da bunun içine katıyor muyuz?

Ders çalışmakta nefes almak gibi her zaman yapılabilecek işlerden mi yoksa belli zamanlarda yapılması gereken bir eylem mi? Teneffüslerde ile ders çalışanlar, akşam eve girer girmez çalışma masasının başına oturanlar, anneleri tarafından yalvar yakar sofraya çağrılanlar ya da tam tersi ders için masaya oturmayanlar, okul çıkışını dört gözle bekleyenler için zamanın o kadar bir önemi yoktur. Ders çalışmanın elbette bir zamanı vardır. Bu zaman kişiden kişiye hayli değişkenlik gösterir. Ders çalışmak için günün hangi saatlerinin daha uygun ve verimli olduğu söylenebilir.

İnsan zihninin en verimli olduğu zaman günün ilk saatleridir. Öğrenileni tekrarlamak , pekiştirmek,hafızaya yerleştirmek için tercih edilecek zaman dilimi günün son saatleridir. Yatmadan önce tekrarlanan bilgilerin uyku esnasında sağlamlaştığı, yerli yerine oturduğu, diğer zamanlarda yapılan tekrarlara oranla daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Yanlış anlaşılmasın günün sadece başında ve sonunda ders çalışılsın gibi bir şey çıkmasın süremiz kısa, zaman çabuk geçiyor ve yapacağımız daha çok şey var. Günün başında uyur, gün sonunda televizyon, oyun vb. şeylerle zaman öldürürseniz vay halinize.

Unutmayın sevinmenin, üzülmenin, oyunun, dersin her şeyin bir zamanı vardır.

Zamansız çalışıp zihninize sırası mı şimdi? dedirtmeyin ve zamanınızı iyi kullanın ....

Çünkü zaman hayatın ta kendisi...


Çalışma ortamının ders çalışmaya uygun olması çalışmayı daha verimli hale getirir. Her ne kadar herkese tam anlamıyla uygun bir çalışma ortam modeli geliştirilmemişse de çalışma odasının düzeni ve eşyaların durumunun dikkati etkilediği bilinmektedir. Bu sebeple çalışma ortamının bazı yapısal özellikleri olması kaçınılmazdır. Çalışılabilecek ortamlar; çalışma odası, çalışma köşesi, dershane derslikleri ve kütüphaneler olarak sıralanabilir. Dershane ve kütüphaneler çalışmak için uygun olarak düzenlenmiştir. Bizim üzerinde duracağımız noktalar çalışma odası ve çalışma köşesi ile ilgilidir.

İdeal olanı bir çalışma odasının bulunmasıdır. Ama mümkün değilse en azından evin bir köşesi ders çalışma alanı olarak düzenlenebilir. Çalışacağınız ortamı düzenlerken şu özelliklere dikkat ediniz.

1- Çalışma ortamında dikkati dağıtıcı afiş, poster, yazı, resim, TV, bilgisayar CD, müzik seti, telefon gibi uyarıcıların olmaması

2- Çalışma ortamının huzur veren, olumlu yönde etkileyen bir renkte olması

3- Aydınlatmanın gözü yormayacak ya da uyku getirmeyecek düzeyde olması

4- Çalışma ortamında dikkatinizi dağıtacak kişilerin olmaması

5- Odanızda bir saatin bulunması

6- Oda ısısının ne çok soğuk ne de çok sıcak olması

7- Çalışma ortamının ders dışı faaliyetlerde kullanılmaması

8- Çalışma masasının pencereden uzakta olması

9- Ders çalışılan masa ve sandalyenin sizi rahatsız etmeyecek ergonomik özelliklere sahip olması

10- Masanızda sadece çalıştığınız dersle ilgili araç ve gereçlerin bulunması

11- Çalışmaya başlamadan önce temel ihtiyaçların giderilmesi. Ders çalışma masasında mümkünse bir şey yenilip içilmemesi.

12- Odanın sık sık havalandırılması gerekmektedir.


1500 civarında okul birincisi geçen yılki ÖSS'de üniversiteye yerleşememiştir. Buna göre klasik sınav sisteminde başarılı olan adayların test tekniğini geliştirmedikleri taktirde ÖSS gibi kolay nitelikli bir sınavda başarılı olamadıkları gözlenmektedir.

Bu bölümde vereceğimiz bilgiler test tekniğini kavratmaya, sizi daha hızlı ve daha doğru sonuçlara götürmeye yöneliktir. Test tekniğini kazanmada mutlaka bilgiye ihtiyaç vardır ama aynı zamanda yorum gücünü kazanmak, süreyi iyi kullanmak ve muhakeme gücünü devreye sokabilmek bilgi ile birlikte kullanılan önemli yardımcılardır. Test tekniğini iyi kavrayabilmek için:

1- Yeni konularla ilgili test çözerken kolaydan zora doğru bir yol izlenmelidir.

2- Öğrenilen her konu ile ilgili yeterince soru çözülmelidir.

3- Mümkün olduğunca farklı kaynaklardan yararlanılmalıdır fakat amaca hitap etmeyen soru kaynakları boşa zaman harcanmasına ve yanlış yönde çalışma yapmaya yol açabilir.

4- Bütün çalışmalarda resmi süre olan bir dakikaya bağlı kalınarak soru çözülmelidir.

5- Soru kökleri çok iyi okunmalı soruda ne istendiği çok iyi anlaşılmalıdır.

6- Soru anlaşılmadan şıklara geçilmemelidir.

7- Soru kökleri okunurken olumlu ve olumsuz yönlerine dikkat edilmelidir.

8- Hiçbir bilginizin olmadığı soruları boş bırakma alışkanlığı kazanılmalıdır.

"Bana bir problem ve 1 saat süre verilse bu sürenin 45 dakikasını problemi anlamaya, 10 dakikasını çözüm yolları üretmeye, 5 dakikasını çözmeye ayırırım".
Einstein

9- Eleme yapılan şıklar arasında ilk akla gelen şıkkın doğru olma olasılığı yüksektir.

10- Dört yanlışın 1 doğruyu götürdüğü kesinlikle unutulmamalıdır.

11- Bazen 4 yanlışı bulmak bir doğruyu bulmaktan daha kolaydır. Yanlış şıkları eleyerek doğru cevaba ulaşabilirsiniz.

12- Testlere en iyi olduğunuz dersin sorularıyla başlamalı, iyi olduğunuz dersleri sona bırakmamalısınız.

13- Soru kökü dikkatli okunmalı, ÖSS'de muhakeme, yorum ve kavrayış gücünün ölçülmeye çalışıldığı unutulmamalıdır.

14- Test çözerken cevap şıklarında kendi görüşünüzü değil soruda istenilen doğru cevabı bulmanız gerektiğini unutmayınız.

15- Soru kökünü yarım okuyup şıklara kesinlikle geçmeyin. Soru basit de olsa yanlış cevabı verebilirsiniz.

16- Bütün şıkları okumadan cevabı işaretlemeyin. Daha doğru bir cevap diğer şıklarda olabilir.

17- Çözdüğünüz soruların ÖSS standartlarına uygun olmasına dikkat edin.

18- Yorulduğunuzu hissettiğiniz anlarda kısa molalar verin. Mümkünse bu molaları bölümler arasında kullanın.

19- Hızınızı belirli aralıklarda kontrol edin. Planladığınız süreyi kontrol ederek izleyin. (Örneğin her 30 soruda bir süreyi kontrol ediniz.)

20- Alanınızla ilgili olan testlere daha fazla zaman ve dikkat harcayın. Asıl puanı bu bölümlerden alacağınızı unutmayın.

21- Çözdüğünüz her testte kaydırma, kodlama veya yanlış cevabı işaretleme gibi klasik hataları yapmamaya özen gösterin.

22- Test çözmeye önyargısız, moral gücü yüksek ve kendinize güven duygusu ile başlarsanız, rakiplerinize göre bir adım öndesiniz demektir.

23- Paragraf sorularında ilk önce soru kökünü daha sonra paragrafı okuyun. Bu size parçada ne arayacağınız konusunda avantaj sağlar.

24- Sınavı , kesinlikle süre dolmadan terketmeyin. Son dakikaya kadar süreyi kullanın.

25- Karşılaştığınız zor sorularla inatlaşıp zaman kaybetmeyin. Çünkü zor soruyu yapan değil çok soruyu yapan sınavı kazanır.

26- Her testte cevaplayamayacağınız sorular çıkacaktır. Moralinizi bozmayın.

27- Sınavlarda çevrenizdeki kişilerin, hangi testi çözdüğü, kaç soru cevapladığı sizi ilgilendirmemeli. Bu, dikkatinizi dağıtabilir ve moralinizi bozabilir.

28- Tüm test çözümlerinizde süre tutun ve teste başladığınız andan itibaren dış dünya ile tüm bağlantılarınızı kesin. Eğer bunu başarabilirseniz sınava konsantre olmuşsunuz demektir.

29- Her denemenin sonunda doğru, yanlış ve boş sorularınızı kontrol edin. Yanlış işaretlenen ve boş bırakılan soruları inceleyip kontrol edin. Aynı hata ve eksiklerle sınavlara girmeye devam ederseniz aynı sonuçları almaya devam edersiniz.

30- Test hızınızı konu tekrarıyla değil, soru çözerek arttırabilirsiniz. Hazırlık döneminde çok sayıda soru çözmeye gayret edin.

31- Test çözerken ezberden kaçının. Soruları anlayarak ve yorumlayarak çözmeye çalışın.

32- Hazırladığınız programa uyduğunuz taktirde kendinize kesinlikle güvenin. Çünkü, ÖSS'de ölçülmeye çalışılan bilgi düzeyinizi en verimli şekilde kullanabilmeniz için kendinize güven duymanız, rahat hissetmeniz ve zihninizin açık olması son derece önemlidir.

33- Soru çözümünden sonra yanlış yaptığınız, boş bıraktığınız soruları inceleyerek hatanın bilgi eksikliğinden mi, yanlış bilgiden mi yoksa dikkatsizlikten mi kaynaklandığını tespit ederek çalışmalarınıza yön veriniz.

34- Öncüllü sorularda;

a) Ortak bir yargı mı var?

b) Her öncülün seçeneklerde bir karşılığı mı var?

Bu tip sorularda, soru köküne dikkat ediniz.

35- Paragraf sorularını iki açıdan değerlendirebiliriz:

a) cevabı paragrafta bulunan sorular; en kolay soru tipidir. Paragraf dikkatle incelendiğinde çözülmemesi imkansız denilebilir.

b) Sadece ön bilgi amacıyla verilip bizlerden yorum istenen sorular; bu sorularda paragrafla seçenek arasında bağlantı kurulması gerekmekte ve yorum gücümüz zorlanmaktadır.


Çalışma Sürecinde Etkili Zaman Kullanımı

Geri getirilmesi olanaksız olan tek şey zamandır. Zaman hızlı ve coşkun akan bir ırmağa benzer. azı insanlar zamanı planlı kullanırken, bazıları cömertçe harcar.Sınavlarda başarılı olan adaylarla başarılı olamayan adaylar arasında ki en temel fark zaman kullanımıdır.

Zaman ancak planlı bir çalışmayla değerlendirilebilir. Zamanı belirlediğin öncelikler doğrultusunda kullanmayı başardığında onu kontrolün altına alabilirsin. Önceliklerini belirlemek, zamanı planlamada ilk adımdır. Yaşamımız yapmak istediklerimiz ve yapmak zorunda olduğumuz eylemlerden oluşur. Çoğu zaman bu ikisi arasında seçim yapmakta zorlanıyor olabiliriz. Eğlencelerle öğrenci olmanın gerekleri arasında gidip geliyor olabiliriz.

Böyle durumlarda kendimize şu soruları sormalıyız: Benim için bu etkinlikler içinde önemlisi hangisidir? Hangi etkinliklerden vazgeçebilirim? En az önemli olan etkinlikler nelerdir? Bu sorulara netlikle cevap verebilirsek kendi yaşamımızdaki öncelikleri kendimiz belirleyebiliriz.

Gerek çalışmaya başlamakla güçlük çekmenin, gerek zamandan yeterince yararlanmamanın en önemli nedeni zamanı düzensiz kullanmamız ve önceliklerimizi doğru tespit edemeyişimizdir.

Bazı zamanlar olur canımız hiç ders çalışmak istemez, dersin başına bir türlü oturamayız. Eğlenmeyi ders çalışmaya tercih ettiğimiz dönemler yaşarız. Böyle dönemlerde dersi ve eğlenmeyi teraziyi koyalım hangi taraf ağır basarsa onu tercih edelim.Hayat ve öğrencilik ders çalışmaktan ibaret değildir. Doğru zamanda doğru şeyler yaparsak hem kendimizi mutlu ederiz hem de yarınımıza emin adımlarla yürürüz. Gün boyu başını kaldırmadan ders çalışan bir öğrencinin verimi az olur. Örneğin 1 saat ders çalışıyorsak 5-10 dakika dinlenme koyarak motivasyonumuzu artırabiliriz.

Hangi öğrenci istemez ki hem derslerinde başarılı olup, hem de kendi isteklerini gerçekleştirmeyi. Bunu yapmak hiç de zor değildir. Her şeyden önce bulunduğumuz anı iyi değerlendirmeliyiz.Bu işin ne geriye dönüşü vardır, ne de ileriden ödünç alınması.Bugün sahip olduğumuzla yaşayabiliriz ancak. Öyleyse iyi işler,başarı,mutluluk ve sağlık için kullanalım bu hesabı. Zaman akıp gidiyor... Saatimiz sürekli çalışıyor...

İlk olarak zamanı doğru kullanabilmek için önceliklerimizi belirlemeliyiz.

Hayatta bir amacımız yoksa,bizim için neyin daha öncelikli olduğunu kestiremeyiz.Bu yüzden öncelikle kendimize bir amaç edinmeliyiz. Eğer amacımız, derslerimizde başarılı olmak yada iyi bir lisede okumaksa, önceliklerimizi de bu doğrultuda belirlemeliyiz. Bir yıl sonra amaçladığın okulda bulunmak istiyorsan öncelik sıranda ders çalışmak ve sınavlara hazırlanmak başı çekmelidir. Ancak yine de zamanı doğru kullanmayı öğrenemezsen istediğin kadar ders çalış, başarılı olamazsın. Pek çok kişi zamanın yetersizliğinden ve bu yüzden başarılı olamadığından söz edip durur. Oysa zamanı doğru kullanmayı bilseler bu sorunları da ortadan kalkar. Sen de biliyorsun ki, başarılarına imrendiğin bilim adamlarının da, sanatçılarının da sadece 24 saati vardı.

Zamanın senin dışında akması, onu kontrol edebilmenin önünde engel değil. Kendinde ve hayatında yapacağın birkaç küçük değişiklik, zamanı yönetebilmende ve onu doğru kullanmada yeterli olacaktır.

o Telefon arkadaşlarınla uzun konuşmayarak,

o Arkadaşların her çağırdığında koşa koşa gitmeyerek

o Kantinde-kafeteryada her gün uzun zamanlar harcamayarak,

o Evde oradan oraya amaçsız dolaşmayarak,

o Televizyona esir olmayarak,

o Evdeki sohbetlerinin tümüne katılmayarak zamandan tasarruf yapıp seni mutlu kılacak eğlence-kültür ve sanat gibi faaliyetlere de zaman ayırabilirsin.

Zamanı boşa geçirmek,hayatı boşa geçirmek demektir.Zamanı kontrol etmek de hayatı kontrol etmek demektir.

Öğrenciler bedensel, zihinsel, duygusal yapıları, ilgileri ve yetenekleri bakımından birbirlerinden farklıdır. Bir öğrencinin isteyerek çalıştığı ve hemen öğrendiği bir dersi bir başka öğrenci zor öğrenebilir.Bir başka öğrenciyse çabuk yorulabilir ya da çalışmak istemeyebilir.Bu nedenle bir ders ya da konu içinde ayrılacak süre öğrenciden öğrenciye değişir.Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır.

• Hangi derse hangi saatte çalışacağına karar vermelisin.

• Çalışma için ayrılacak zaman saptanırken dersin sınıfta verileceği gün ve saate yakın olmasına dikkat etmelisin.

• En verimli çalışma aralıklı çalışmadır.Ara vermeden uzun süre çalışmak kadar,uzun süre molalar vererek yapılan çalışma da verimsizdir.Bir saat çalıştıktan sonra araya 5-10 dakikalık dinlenme koymak yararlı olur.

• Birbirine benzeyen iki dersi üst üste çalışmamalısın.Örneğin Türkçe dersinden sonra Sosyal Bilgiler dersine çalışmak yerine,matematik dersini çalışabilirsin.

• Yatmadan önce on dakika süreyle o gün çalıştığın dersleri tekrarlayarak uykuya geçer,sabah güne bir gün önce yapmış olduğun on dakikalık tekrarı yaparak başlarsan,öğrendiklerini ve çalıştıklarını daha iyi korursun.

Sahip olduğumuz “bugünü” değerlendirelim o zaman. Geçmişin üzüntülerini duymanın, gelecek endişesi ile hayatı zehir etmenin anlamı ne?


“ Bir yılın değerini anlamak istersen, sınıfta kalan bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini ise, erken doğum yapmış bir anneye,

Bir haftanın önemini, haftalık bir gazetenin editörüne,

‘Bir saat nedir ki?’ dersen, buluşmayı bekleyen aşıklara,

Bir dakikayı, treni kaçırmış birine,

Bir saniyeyi küçümsüyorsan, bir kazadan kıl payı kurtulmuş birine,

Bir milisaniyenin değerini ise, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış bir sporcuya sor.”




İnsan hayatında şansın ve rastlantının büyük rol oynadığına inanan kişiler vardır. Oysa başarılı insanların, başarılarını şans veya rastlantıyla açıklamak, oldukça yüzeysel ve basit bir yaklaşımdır. Uzaktan şans veya rastlantı gibi görünen bir çok durumun arkasında, kişilerin çabası, özverisi ve problemi çözmek için gösterdikleri yaratıcılık yatmaktadır.

Üniversite sınavına hazırlanmanın, programlı ve ciddi bir çalışma yanında, doğru yönlendirme ve rehberlik gerektirdiğini hepimiz biliyoruz.

Üniversite sınavına hazırlıkta başarısızlık en çok nasıl öğrenileceğinin ve bilinçli olarak hazırlık sürecinin nasıl planlanacağının bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

Öğrenmeye karşı istekli olma ve öğrenme için gerekli yeteneklere sahip olma, öğrenmede başarıyı etkileyen en önemli etmenlerdir. Ancak, bazı yetenekli öğrencilerin yeterince çaba gösterdikleri halde bekledikleri verimi alamamaktan yakındıkları görülmektedir. Bu durum genellikle çalışma yöntemlerini yeterince bilmiyor olmaktan ileri gelmektedir.

Herkesin bildiği gibi, ÖSS'ye hazırlık; gerekli bilgileri öğrenmek, sınav tekniğini geliştirmek, zamanı iyi kullanmak, soruları önce iyi anlayıp sonra doğru çözmek gibi pek çok konuyu kapsar. Başarılı olmak isteyen her öğrenci, bu konulardaki eksikliklerini hızla gidermek zorunluluğundadır.

Başarının Formülü:

Einstein'in başarısından kimsenin kuşkusu yoktur herhalde. Einstein başarıyı şu şekilde formüle ediyor: A= başarı, x= çalışma, y= yerinde ve zamanında davranma, z= dinlence veya eğlence; meşgul olmak kolay, verimli olmak zordur. Hayatınızla ilgili kararları rastlantılara bırakırsanız, çalışmalarınızı ve başarınızı engelleyecek pek çok sebeple karşılaşırsınız. Başarıya ulaşmak için anlama, öğrenme ve hız kazanma çalışmalarını sistematik bir şekilde sürdürmek gerekir. Üniversite sınavlarında şans faktörü % 0'a yakındır. Çünkü, diğer öğrenciler işi şansa bırakmıyor. Planlı ve programlı bir çalışma yürütüyor. Planlı ve programlı bir çalışma yürüten öğrenci varken sizin işi şansa bırakmanız, erkenden havlu atmak olacaktır.

Planlı çalışma, nereye ve nasıl gideceğinizi mantıklı bir biçimde, önceden kararlaştırmaktır. Öğrencinin geçerli ve verimli bir program hazırlayabilmesi için öncelikle günlük yaşantısında yer alan olayları ve zaman kaybına yol açan nedenleri belirlemesi gerekmektedir.

Herhangi bir bilgiyi zihne kazandırmanın en etkili yolu, konuyu bütünüyle kavramaya yönelik çalışmaktır. Böylece eldeki metin veya konu bir bakışta kavranır ve daha kolay hatırlanır.

Öğrenmeyi veya öğrenmemeyi belirleyen 3 önemli etken vardır:

Çalışmak + tekrar Sınamak +Dinlemek

Çalışmayı kısa süreli dinlenme aralarıyla sürdürmek, hem öğrenilenlerin sindirilmesi hem de zihnin kendini toparlaması açısından son derece yararlıdır.

DERS NASIL ÇALIŞILIR?

Beden dimdik, tetikte ve aktiftir. Saçma ve önemsiz şeyleri bir kenara bırakarak, düşüncenizi önemli konular üzerinde yoğunlaştırırsanız,

Öğrenci ders ayrımı yapmaz, "ayrımlar"ı anlamaya çalışırsanız,

Çalışmanızı, öğrendiklerinizi sindirmek için aralıklı olarak sürdürürseniz,

Düşüncenizi, sadece çalıştığınız ders ve konu üzerinde yoğunlaştırmaya gayret ederseniz,

Konuyu daha iyi kavramak amacıyla yardımcı unsurlardan (çizimler, şekiller) yararlanırsanız,

Konuyu bir bütünlük içerisinde kavramaya çalışırsanız,

Anlamları belirlemek için zaman zaman, çalıştığınız konulara dönüp bakarak pekiştirme yaparsanız, verimli ders çalışmış olursunuz.

Not tutmanın amacı, öğrenmenin en büyük düşmanı olan unutmayı önlemektir. Not, ders sırasında tutulduysa ilk tekrar, tutulan notların gözden geçirilmesi şeklinde olmalıdır. Daha sonraki tekrarlar, hiçbir yere bakmadan hatırda kalanların, başka bir sayfaya yazılması ve daha sonra esas notlarla karşılaştırılarak eksiklerin giderilmesi şeklinde olmalıdır.

Ders dinleme becerilerini geliştiren öğrenciler, not tutarak veya anlaşılmayan konuyu anında öğretmene sorarak, derse aktif şekilde katılırlar. "Eğer hayatınızda hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsunuz demektir."

VERİMLİ ÇALIŞMAYI ENGELLEYEN TUZAKLAR

Gözlerinizi yapmadıklarınıza çevirmek,

Müzik eşliğinde çalışmak,

Zorlanılan derslerin dışlanması,

Aşırı kaygı (güvensizlik),

Yatarak (uzanarak) çalışmak,

Çalışma anında hayallere dalmak,

Uzayıp giden telefon konuşmaları,

Motivasyon noksanlığı, isteksizlik,

Günlük ayrıntılara boğulmak,

Çalışmayı tamamlamadan bırakmak,

Arkadaşlara "hayır" diyememek,

Televizyona takılıp kalmak,

Dersler, konular hakkında yetersiz bilgi sahibi olmak,

Düzenli tekrarlar yapmamak,

Plansız, programsız çalışmak,

Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak,

Zamanı denetleyememek,

Çevrenin beklentisinin yüksek olması,

Sınav bilgi ve tekniklerini yeterince bilememek,

Çalışma anında uygun dinlenme aralıklarını verememek,

Yanlışlardan ders alamamak, eksikleri giderememek.

Uyku sırasında hatırlama mekanizması daha az rahatsız edilmektedir. Öğrendiklerimizi, uykuda daha yavaş; uyanıkken daha hızlı unuturuz. Eğer bir konuyu kalıcı olarak öğrenmek istiyorsanız, uyumaya gitmeden önce küçük bir tekrar yapmanızda büyük fayda vardır.

DERS PROGRAMI NASIL YAPILIR ?

Ders programınızı 3 aşamada hazırlayabilirsiniz.

1. Aşama: Her ders için çalışmanız gereken konuları saptayınız. Örneğin; Matematik : A-B-C-D-E Geometri : A-B-C Türkçe : A-B-C-D-E-F-G gibi

2. Aşama: Çalışmanız gereken dersleri ve konuları, haftanın günlerine bölerek yerleştiriniz. Örneğin;

PazartesiMatematik ( A-B-C )Coğrafya ( A-B )
SalıGeometri ( A-B )Tarih ( A-B )
ÇarşambaMatematik ( D-E )Türkçe ( A-B )
PerşembeFizik ( A-B )Felsefe ( A-B-C-D-E )
CumaKimya ( A-B )Türkçe ( C-D )
Cumartesi Geometri ( C-D )Sözel Genel Tekrar ( Test tekrar )
PazarBiyoloji ( A-B )Sayısal Genel Tekrar ( Test tekrar )

3.Aşama: Okuldan geliş saati ile uykuya yatış saati arasında kalan çalışma sürenizi hesaplayınız.

Örneğin: 13.00------------------------------- 23.00

Bir gün boyunca yemek, dinlenme, okul işleri, varsa hobileriniz ve spor, müzik,...
Belirlediğiniz konular bitinceye kadar çalışabilirsiniz.



- Sınav sırasında çok aşırı heycanlanıp, bildiğiniz ve çok iyi çalışmış olduğunuz halde, sınav heyecanı yüzünden başarısız oluyorsanız

- Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık oluyorsa, soğuk terleme, ve baş ağrıları çekiyor, sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız

- Sınav sırasında zihninizin donduğunu, bulanıklaştığını ve tam olarak düşünemediğinizi hissediyorsanız

- Sınav sırasında, daha önce öğrenmiş olduğunuz ve hatırladığınız şeyleri hatırlayamıyorsanız

- Sınavlarda soruları fazlaca analiz edip, karmaşık ve zor gibi görüyorsanız ama aslında basit olan cevapları kaçırıyorsanız

- Sınavda, dikkatsizlik yüzünden çok sayıda hata yapıyorsanız

- Hiç beklemediğiniz halde bir sınav sonrasında çok kötü not aldıysanız

- Çok fazla ve dikkatli çalıştığınız halde sınavlardan kötü not alıyor ve bu sebeple bir öğrenci olarak kendinize güveninizi kaybedip, başarısız hissediyorsanız

- Sınav zamanları size kabus gibi geliyorsa

Yukarıda yazılanlardan bir çoğuna evet diyorsanız, sınav kaygısı yaşıyor olabilirsiniz.
Aslında pek çok insan sınavlarda heyecanlanır. Bir miktar kaygı aslında iyidir, performansınızı arttırır ve sizi iyi motive eder. Ancak pek çok üniversite öğrencisi, sadece sınav kaygısı yaşadığı için akademik başarısı düşüyor ve bu da öğrenciyi genel olarak olumsuz etkiliyor. Eğer siz de sınav kaygısı yaşadığınızı düşünüyorsanız, aşağıda bu kaygı ile başaçıkmak için kullanabileceğiniz bazı yöntemleri bulabilirsiniz.

SINAV KAYGISI İLE BAŞA ÇIKMA

SINAVDAN ÖNCE

- Hazırlanın, sınava tam çalışmış olarak girin

- Spor yapın

- Sınavdan önceki gece iyi uyuyun

- Sınava kendinize güvenerek girin. Sınavları, ne kadar çalıştığınızı ve çalışmalarınız karşısında elde edeceğiniz başarıyı gösteren bir fırsat olarak değerlendirin.

- Aç karnına sınava girmeyin. Taze sebze ve meyveler stresi azaltır, kolalı içecekler, çikolata, yumurta, kırmızı et, şeker ve çok baharatlı yiyecekler stresi arttırır.

- Sınava acele içinde girmeyin. Sınav öncesi yapmanız gereken şeyler varsa onları yapın Sınav yerine biraz erken gidin
- Sınavdan hemen önce gevşemeye çalışın
- Son ana kadar asla ders çalışmayın

SINAV SIRASINDA

- Soruları dikkatlice okuyun.

- Zamanınızı ayarlayın.

- Zaman zaman duruşunuzu, oturma pozisyonunuzu değiştirin, bu sizi rahatlatacaktır.

- Çok heyecanlanıp aklınıza bir sorunun cevabı gelmediğinde o soruyu geçin.

- Sınıf arkadaşlarınız sınavlarını erkenden bitirip çıkmaya başladığında panik olmayın. Unutmayın erken bitirenlere fazla puan verilmiyor
.

SINAV SIRASINDA SAKİN KALMAK İÇİN NELER YAPABİLİRİM?

SINAVA İYİ HAZIRLANIN

Günü gününe ders çalışın. Eğer bunu, bir sınav için yapamadıysanız paniklemeyin, ümidinizi kaybetmeyin. Sınava uykusuz girmeyin. Sınavdan en az 1 saat önce çalışmayı bırakın.

SINAV YERİ VE ZAMANINI ÖNCEDEN ÖĞRENİN

Sınava yanınızda getirmeniz gerekenleri de öğrenip, zamanında sınav yerine gidin.

SINAV HAKKINDA KONUŞMAYIN

Sınavdan hemen önce, sınıf arkadaşlarınızla, sınav hakkında konuşmayın. Bu bütün grubu olumsuz etkileyip kaygınızı arttırabilir.

SINAVI PLANLAYIN

Sınav sorularına bir göz atıp kendinize bir plan yapın. Nereden başlayacağınızı, hangi soruya ne kadar zaman ayıracağınızı belirleyin.

AÇIKLAMA İSTEYİN

Eğer sınavda anlayamadığınız bir yer varsa, sınavı veren kişiden açıklama isteyin.

SINAVA KARŞI GERÇEKÇİ BİR TUTUM GELİŞTİRİN

Sınava elinizden gelenin en iyisini yapabileceğinizi düşünerek, ama aynı zamanda da sınırlarınızı kabul edip gerçekçi bir şekilde yaklaşın. Bilginizi sonuna kadar kullanmaya çalışın ancak, bilmediğiniz ya da hatırlayamadığınız sorularda kendinizi suçlamayın.

HAREKET KAYGIYI AZALTIR

Eğer aklınıza, yapmaya çalıştığınız soru ile ilgili hiçbirşey gelmiyorsa, başka bir soruya ya da bölüme geçin.

FİZİKSEL OLARAK RAHAT OLUN

Sınavda artık düşünemediğinizi ya da çok gergin olduğunuzu farkederseniz, sınav kağıdını bir kenara koyun ve arka arkaya derin nefes alın. Bu sırada sadece derin nefes alıp vermeye konsantre olun.

SADECE SINAVA ODAKLANIN

Başkalarına ya da kendinize dikkatinizi vermeyin. Zamanınızı, kaygılanarak, şüpheye düşerek, kendinizi suçlayarak geçirmeyin. "Ne yapabilirdim?" diye değil, "Şu anda ne yapabilirim?" diye düşünün.

Eğer kendinizde sınav kaygısı olduğunu düşünüyorsanız ve bu konuda yardım almak isterseniz, Öğrenci Gelişim ve Danışma Merkezi uzmanlarına başvurabilirsiniz.




MESLEK SEÇİMİNDE GÖZETİLECEK HUSUSLAR

Ortaöğretimini bitiren ve yükseköğrenim görmek üzere hazırlanan gençlerden bazılarının, yükseköğretim programları hakkında yeterli bilgi sahibi olmadıkları ve bu nedenle tercih ettikleri programları belirlemede ve sıraya koymada güçlük çektikleri gözlenmektedir. Bazı adaylar ilk birkaç tercihlerini bilinçli olarak yazmakta, diğerlerini başkalarının öneri ve telkinlerine göre belirlemekte ve sıralamaktadırlar. Bu adaylar, hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları fakat tercih listesinde yer verdikleri bir programa yerleştikleri zaman "istemediğim bir programa girmek zorunda kaldım" şeklinde yakınmaktadırlar.

Tercih sıralarının başlarına, isteyerek ve bilinçli olarak yazdıkları programlara yerleşen bazı adaylar ise bir süre sonra programın beklentilerine uygun olmadığını fark etmekte ve hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Bu da programlar ve meslekler hakkında edinilen bilgilerin bazen yüzeysel ve belki de hatalı olabileceğini göstermektedir.
Bireyler yükseköğretime, bir alanda bilgi sahibi olma yanında ve belki daha da öncelikle bir meslek sahibi olmak için girmektedirler. Bu bakımdan, bir yükseköğretim programının seçilmesi aynı zamanda bir mesleğin seçilmesi anlamına gelmektedir.


Meslek ise bir kimsenin, çalışma ömrü boyunca sürdüreceği faaliyetlerin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu yüzden, bir kimsenin mesleğini seçmekle, genel yaşam biçimi konusunda da bir seçim yapmış olduğunu söylemek hatalı olmaz. Çünkü meslek kişinin genellikle hayatını nasıl bir çevrede geçireceğini ve kimlerle etkileşimde bulunacağını belirleyen boyutlara da sahiptir. İnsanın hayatında böylesine önemli etkileri olan bir kararın iyice düşünülmeden verilmesi, hayal kırıklığına, mutsuzluğa ve başarısızlığa yol açabilmektedir. Yükseköğretim hem birey hem de devlet açısından pahalı bir yatırımdır. Ayrıca yükseköğretim kontenjanları kısıtlı, programlara yerleşme giriş sınavlarındaki başarıya bağlıdır. Bu yüzden hatalı bir karardan dönmek çok kere mümkün olamamaktadır. Bu nedenlerle bir gencin, girmek istediği yükseköğretim programlarını belirlemede çok dikkatli davranması gerekmektedir.
Meslek, kişilerin belli bir eğitimle edindikleri ve hayatlarını kazanmak için sürdürdükleri düzenli ve kurallı faaliyetler bütünü olarak tanımlanabilir. Meslek etkinlikleri, birbirlerinden az çok farklı bireysel özellikler gerektirir ve yine bireylere az çok farklı doyumlar sağlar.

Meslek seçimi, bir kimsenin, çeşitli meslekler arasından en iyi yapabileceğini düşündüğü faaliyetleri içeren ve kendisine en üst düzeyde doyum sağlayacağına inandığı birine yönelmesidir. Bu yönelme kararının doğru ve yerinde olması kişinin ne istediğini ve neleri yapabileceğini çok iyi bilmesine bağlıdır. Bu rehberde yükseköğretim programları ve bunların sonunda kazanılan mesleklerin gerektirdiği nitelikler ve sağladığı olanaklar hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.

Yükseköğretim programlarının tanıtılmasında şöyle bir yol izlenmiştir.


Dört yıllık eğitime dayalı olan "Lisans Programları", konu alanlarına göre, "Matematik ve Doğal Bilimler, Sağlık Bilimleri, Teknik Bilimler, Ziraat ve Orman Bilimleri, Sosyal Bilimler, Dil ve Edebiyat, Eğitim, Sanat ve Spor" başlıkları altında gruplanmış ve bu sıra ile tanıtılmıştır. İkinci kısmında ise iki yıllık "Sağlık, Teknik, Ziraat Bilimleri ve Sosyal Programlar" olarak gruplanan "Önlisans Programları," verilen sıra ile açıklanmıştır.

Bir program tanıtılırken önce programın ilgilendiği konu alanı bir veya birkaç cümle ile açıklanmıştır. Bundan sonra programda okutulan belli başlı dersler belirtilmiş, ders adlarının tek tek yazılmasına gerek görülmemiştir. Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türkçe, yabancı dil, beden eğitimi ve güzel sanatlarla ilgili dersler de, bütün programlar için zorunlu olduğundan bunların, her seferinde ayrı ayrı belirtilmesine gerek görülmemiştir. Programları oluşturan dersler, lisede okunan derslerle ilişkisi göz önüne alınarak ve öğrencinin anlayacağı dille verilmeye çalışılmıştır.
Bir programa girebilmek, programı başarı ile bitirebilmek ve daha sonra çalışma hayatında başarılı olabilmek için gerekli özellikler "Gereken Nitelikler" başlığı altında açıklanmıştır.
Bir programda başarılı olabilmek için her şeyden önce, o programın gerektirdiği zihin ve bilgi düzeyine sahip olmak gerekir. Bu da birinci aşamada, uygulanan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) ve ikinci aşamada uygulanan Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS) ile ölçülmektedir. Sınavların iki aşamalı yapılması ve birinci aşama sonuçlarının adaylara bildirilmesi, onların "Genel Grup" içindeki yerlerini görmelerine yardımcı olmaktadır. Ayrıca her yıl programlara kabul edilen öğrencilerin ÖSS ve ÖYS başarı yüzdelik sıraları bir sonraki yılın İkinci Basamak Sınavı Kılavuzunda verilmektedir. Bundan amaç, adayların ÖSS'deki başarı durumları ile herhangi bir programda istenen başarı düzeyini karşılaştırmalarına ve başarılı olabileceklerini umdukları programları tercih listelerine yazmalarına yardımcı olmaktır.

Bir yükseköğretim pro gramında başarılı olmak için gerekli niteliklerden söz ederken hemen her program için normalin üzerinde bir genel akademik yeteneğe sahip olmak gerektiğine işaret edilmiştir. Akademik yetenek kavramı daha çok soyut kavramlarla eğitim yapan bir programda başarılı olmak için gerekli öğrenme ve akıl yürütme gücü yanında, o programın ilgili olduğu konu alanına ilişkin temel bilgi ve beceriler bütününü ifade etmektedir. Bu özellik ÖSS ve ÖYS ile ölçülmekte ve başvuran adayların sınavlarda aldıkları puanların ortalamasından daha yüksek puan alanlar yükseköğretim programlarına kabul edilmektedir. Rehberde "Normalin üstünde bir akademik yetenek gereklidir" derken ÖSS yüzdelik sırası her üç puan türünde 1-10 arası olanlar kastedilmektedir. Üstün akademik yetenek ise yüzdelik puanı en fazla 3'e kadar olanların sahip oldukları yetenek anlamına gelmektedir.

Bir programda başarılı olmak için bazen özel yetenekler de gerekmektedir. Diş hekimliği için el parmak becerisi gibi. Bu tür özel yeteneklerin ÖSS ve ÖYS ile ölçülmesi mümkün olamamaktadır. Ancak adayların tercihlerinde bu hususu da göz önünde bulundurmalarının yararlı olacağı düşünülmüş ve programlar için gerekli özel yetenekler hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.
Bir program için gerekli kişilik özellikleri hakkında bilgi verirken o programa özgü en önemli özelliklerin üzerinde durulmuştur. Ancak, sabırlı, hoşgörülü, geçimli ve insan ilişkilerinde başarılı olma gibi kişilik özelliklerinden de söz edilmiştir. Çünkü olumlu kişilik özellikleri çalışma hayatında başarı üzerinde önemli rol oynamaktadır.
Bir programı başarı ile bitiren öğrencinin kazandığı "Diploma ve Unvan" belirtildikten sonra meslek elemanı olarak çalıştığı kurumda yaptığı belli başlı işler, görevini sürdürürken yaptığı faaliyetler de kısaca açıklanmıştır. Bir adayın girmeyi düşündüğü mesleğin tipik bir üyesinin nasıl bir ortamda çalıştığı ve ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu göz önünde bulundurması ve böyle bir çalışma hayatının kendi ilgi ve değerlerine uygun olup olmadığını iyice irdelemesi gereklidir. Rehberin bu kısmında verilen bilgilerin adaylara bu konuda az da olsa yardımcı olacağı düşünülmüştür.

Son olarak mezunların "Çalışma Alanları" belirtilmiş, iş bulma olanakları hakkında genel düzeyde bilgi verilmiştir. İş olanakları adayların meslek seçiminde en çok üzerinde durdukları bir husustur. Ne var ki bu konuda adayları tatmin edecek kadar ayrıntılı bilgi verilememiştir. Çünkü iş bulma hükümetlerin ekonomik politikaları ile yakından ilgili ve oldukça değişken bir durumdur. Bir alanda insangücü ihtiyacı olduğunda, bunu karşılayacak eleman yerleştirilmesine önem verilebilir ve kısa zamanda o alana işgücü talebi ve buna bağlı olarak mesleğin çekiciliği azalabilir veya tersi olabilir. Bugün için sağladığı olanaklar yönünden pek çekici olmayan veya tanınmayan bir meslek, bir zaman sonra çekici hale gelebilir. İyi gelir getiren sürekli bir iş sahibi olmak her gencin doğal isteğidir. Ancak bir kimse bu isteğini, ilgi ve yeteneklerine uygun, yani hoşlandığı ve en iyi yapabileceği işleri gerektiren bir meslek seçmekle ve bu mesleğin başarılı bir üyesi olmaya çalışmakla gerçekleştirebilir. Ülkemizde yükseköğrenim görmüş gençlerin iş bulma şansları sınırlıdır. Bu gençlere en önemli işveren durumunda olan resmi kurumlar arasında, sınavla eleman alanların sayısı giderek artmakta ve bir yükseköğretim diplomasına sahip olmak, bir işe yerleşmek için yeterli olamamaktadır. Bu nedenle bir yükseköğretim programına yerleşen gencin o programda kendini çok iyi yetiştirmesi, fırsatları değerlendirerek bir yabancı dil öğrenmesi ve mümkünse yüksek lisans öğrenimi yapması yararlı olur.
Ülkemizde yaşanan enflasyon nedeni ile maaş ve ücretlerden sık sık ayarlamalar yapılmaktadır. Bu nedenle meslek elemanlarının aylık veya yıllık kazançları hakkında kesin rakam vermek mümkün olamamaktadır. Yükseköğrenim görmüş gençlerin çoğu kamu sektöründe, bir kısmı özel sektörde, küçük bir bölümü ise kendi özel iş yerinde çalışmaktadırlar. Kamu kuruluşlarında ve özel kuruluşlarda ücretlerin sınırları yasa ve kararnamelerle belirlenir ve az çok standarttır. Bağımsız çalışanların gelirleri yüksek ama değişken olabilir. İyi gelir, meslekte ilerlemekle sağlanabilir; bu ise yeteneğe bilgiye ve disiplinli çalışmaya bağlıdır.

Bu rehberde yükseköğretim programları ve bunların hazırladıkları meslekler genel hatları ile tanıtılmıştır. Kuşkusuz bir programı tercih etmeyi düşünen bir gencin öğrenmek istediği daha pek çok husus olabilir. Bu durumda kişi o meslekte çalışan insanların nasıl bir ortamda, ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu görmek için işyerlerini ziyaret etmeli, çalışanlarla konuşmalı, konu ile ilgili yetkililerin görüşlerinden yararlanmalıdır. Bu rehber bir gencin çeşitli programları ve meslekleri çok yönlü olarak incelemesinde bir başlangıç olabilir ve daha ayrıntılı bilgi edinmede çerçeve rolü oynayabilir.
Meslek seçimi son anda, alelacele verilen bir karara dayandırılmayıp, çok daha erken yaşlarda üzerinde düşünülmeli ve seçenekler iyice araştırılmalıdır. Bu açıdan bakıldığında rehber sadece lise son sınıfta bulunan yükseköğrenim adaylarına değil, daha küçük yaşlardaki öğrencilere de meslek incelemelerinde yardımcı kaynak olabilir.


MESLEK SEÇİMİ

Meslek seçimi; bireyin kendisine uygun olan meslekleri çeşitli yönleri ile değerlendirip, tercih edilen meslekler arasından, girme olasılığı en yüksek olana yönelmesidir. Bireyin, zihinsel, fiziksel yeteneklerini, becerilerini, ilgilerini, ihtiyaçlarını ve ekonomik durumunu göz önüne alarak seçim listesindeki seçenekleri belirlemesi gerekir.

Meslek, sadece para kazanma ve ekonomik ihtiyaçları karşılama aracı değildir. Birey, mesleki etkinlikleri yoluyla bir şeyler üreterek yeteneklerini, becerilerini kullanır, gizli güçlerini, kapasitesini geliştirir, başarılı olur ve doyum sağlar. Meslek, bireyin toplumda bir yer edinmesini, saygı görmesini ve her şeyden önemlisi bir işe yaradığı duygusunun yol açtığı doyuma ulaşmasını da sağlar. İş yaşamında doyum, genel yaşam doyumunu da etkiler. Meslekte yaşanılan başarısızlıklar, doyumsuzluklar bireyin ruh sağlığını tehdit eder. İş ve yaşamdaki doyumsuzluklarda önde gelen nedenlerden biri; bireyin seçtiği mesleğin özelliklerinin, kendi özellikleri ile bağdaşmamasıdır.

Sağlıklı bir meslek seçimini belirleyen etmenlerden biri olan yetenek, belli bir alandaki öğrenme gücü olarak ifade edilebilir. Bireyler arasında yetenek farklılığı olduğu gibi bireyin sahip olduğu yetenek düzeyleri arasında da önemli farklar vardır. Meslekler genel zeka, sayısal, sözel, soyut, mekanik ve görsel algılama (uzay ilişkileri) yetenekleri açısından üst, orta ve alt düzeyde farklılık gösterirler. Önemli olan, bireyin bu farklı yeteneklerden hangisinde üst, orta ve alt düzeyde olduğunun farkına varması; bir başka deyişle kendini tanımasıdır. Ancak bireyin sadece sahip olduğu yetenekleri tanıması, sağlıklı bir seçim için yeterli değildir. Yönelmeyi düşündüğü mesleklerin de ne tür ve ne düzeyde yetenek gerektirdiğini bilmesi ve kendi yetenekleri ile mesleğin gerektirdiği yetenekleri uzlaştırabilmesi gerekir.

Meslek seçiminde ilgilerin de göz önünde bulundurulması önemlidir. İlgi, bir kimsenin özel bir çaba harcamadan hatta kısıtlayıcı koşullar altında dahi, dikkat ettiği, gözlemlediği ve zevk alarak yaptığı faaliyetlerdir. Ekonomik kazanç ve ihtiyaçların meslek yoluyla karşılanması kadar ilgiler de mesleki doyumda rol oynar.Yetenek ve ilgilerin dışında dikkate alınması gereken başka faktörler de vardır; cinsiyet, akademik özgeçmiş, sosyo-ekonomik durum, psikolojik ihtiyaçlar, tutumlar, değerler, kişilik özellikleri gibi...Meslek seçimi; şansa bağlı, anlık bir olgu değil, bir süreçtir. Seçimin sağlıklı olması; bireyin kendini ve meslekleri objektif olarak tanıyabilmesine, bilgi toplamasına, karar verme becerilerini geliştirebilmesine, kararları için plan yapabilmesine ve uygulayabilmesine bağlıdır.

İŞ SEÇİMİ SÜRECİNİN ÜÇ ÖNEMLİ PARÇASI VARDIR;

1. Çevreniz,

2. Kendiniz,

3. İşlerle ilgili bilgiler.


Çevreniz

Çevreniz, ailenizden başlayarak hayatınızdaki diğer önemli kişilere, yaşadığınız ülkeye (sosyal, politik ve coğrafi faktörler ) doğru genişlemeye başlar. Hem ailenizin bu yöndeki istekleri, önerileri (benim çocuğum doktor olacak gibi) hem de değişen dünya ve meslekler seçiminizi etkileyebilir. Sürekli değişen ve gelişen bir dünyada yaşıyoruz. Tarihsel gelişime bakarsak tarımdan endüstriye ve yüksek teknolojiye doğru büyük dalgalanmalar yaşandı. Bu dalgalanma içinde favori meslekler değişim gösteriyor. Kişiler de bu meslek bana uygun mu diye pek düşünmeden popüler ya da iyi para kazanılan meslekleri seçmek istiyor. Yahut favori mesleklere yönelik dersler çok popüler oluyor ve dersi alan herkes başarılı olamıyor, kimisi dersten kalıyor ya da sıkılıyor. Ancak bunun da bir garantisi yok. Kısaca tüm bu faktörlerin farkında olmak, sizin seçiminizi ne yönde etkileyebileceklerini görmek, ancak son aşamada yine kendinize yönelmeniz gerekmektedir.

Kendiniz

Kendiniz, yani siz, iş seçimi sürecinin kalbisinizdir, diyebiliriz. Bunun için günlük hayattaki kendinize bakmak önemli bir başlangıç olacaktır. Çünkü iş hayatındaki siz ile günlük hayattaki siz çok farklı kişiler olmayacaktır. Kendinizi tanımaya çalışırken, diğer bir deyişle, "ben kimim" sorusuna cevap ararken;
- İlgilerim neler (Yapmaktan hoşlandığınız aktiviteler)? Örneğin edebiyat, ev idaresi, sağlık, mekanik, müzik gibi çok farklı alanlarla ilgili olabilir. İşle ilgili ilgisiz her şeyi belirleyin. Daha sonra bu ilgi alanlarından hangisini (hangilerini) öncelikle işinizde kullanmak isteyeceğinizi belirleyebilirsiniz.

- Yetenek ve becerilerim neler? (neleri daha iyi yapabileceğinizi keşfetmek) Örneğin, öğretmek, araştırmak, tamir etmek, yazmak, organize etmek...gibi. Bunları genel - teknik- kişiler arası ilişkileri becerileri olarak gruplandırabilirsiniz.

Ancak ilgi ve yetenekleri birbirinden ayırmak gerekir. İlgi tercihinizi, yetenek ise yeterliliğinizi gösterir. Bununla birlikte, beceriler davranışa dönüşmedikçe ifade edilmeden kalır. Sadece derslere girmek, sınavlardan iyi notlar almak bunları belirlemenize yardımcı olmayabilir. Sosyal, sportif, kültürel ve sanatsal alanlarda da uğraşarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Okulunuzun ya da üniversitenizin imkanlarından yararlanarak (öğrenci toplulukları, takımlar, .) bunu gerçekleştirebilirsiniz.

- Değerlerim neler (benim için hayatta neler önemli, bir işte aradığım ne, beklediğim ödüller, kazançlar, fırsatlar neler)? Kültürel-kişisel- mesleki (yüksek kazanç, prestij, gelişim, bağımsızlık, diğerlerine yardım çeşitlilik, güvenlik, liderlik, çalışma saatleri) değerlerinizin farkında olmak... Ör: bilgi, sağlık, para, sevgi, bağlılık, başarı, güç, çaba, özgürlük.. Hangileri daha önemli ya da öncelikli olan değerler neler sizin için? Çünkü yapacağınız iş seçimi sizi değerler çatışması içine sokabilir. Bu anlamda değerlerinizin neler olduğunun farkına varmanız ve bunların hayatınızı nasıl etkilediğini bulmanız kendiniz hakkında daha fazla şey keşfedebileceğinizi gösterir. Çünkü değerler hayatımıza yön verir, anlamlandırır.

- İhtiyaçlarım, amaçlarım, motivasyonum neler? İstek, kararlılık, motivasyon yoksa işle ilgili bilgi, ilgi ve becerilerinizin olması tek başına yeterli olmayabilir.

Mesleki amaçlar uzun süreli amaçları içerir. Kısa sürede sonuç alamayabilirsiniz. Bu nedenle küçük parçalar, yani kısa süreli amaçlar (önce 6 ay, 1 yıl, sonra 3 yıl gibi dönemler için) belirleyerek başlamak gerekir. Örneğin; ilgi duyduğunuz derslere yönelmek, bu konularda ilgili farklı kaynaklardan eğitim almak, bilgisayar, yabancı dil öğrenmek gibi. Unutmayın; "Binlerce kilometre yol küçük bir adımla başlar".

Amacınızın belirgin olması motivasyonunuzu arttırır. Motivasyon ihtiyaçlardan gelişir. İhtiyaçlarınız fiziksel, güvenlik, kabul-ilgi görme, sosyal ilişkiler geliştirme, sevgi-ilgi verme, ait olma, kendini değerli bulma, saygı görme, onay alma, bağımsız kendini yönlendirici olma, kendini gerçekleştirme (potansiyeli keşfetme, kendiliğindenlik, özerklik, duygusal ifade zenginliği, yakın ilişkiler, yaratıcılık.) gibi bir çok konuda olabilir.


Meslekleri tanıma, işlerle ilgili bilgi toplama

Meslekleri tanıma, işlerle ilgili bilgi toplama (doğru, objektif, kapsamlı.) bu süreçte almanız gereken önemli bir sorumluluktur. Öncelikle unutmamalısınız ki; "Bir kişi için uygun tek bir iş yoktur. İlgi alanımıza giren, yapabileceğimiz, önem verdiğimiz farklı işler olacaktır. " ve " Hiçbir iş mükemmel değildir. Her işin kendi içinde kazançları ve bedelleri olacaktır". Bu konuda gazetelerin insan kaynakları ekleri, Internet, meslekleri anlatan kitaplar, üniversitelerin bölümlerini ve okutulan dersleri anlatan kitapçık ve broşürlerden yararlanabilir ve en önemlisi meslekten kişilerle konuşarak bu bilgilere ulaşabilirsiniz.
Hem doğrudan bilgi almanız hem de kişilerin yaptıkları işle ilgili hissettiklerini öğrenmek size farklı bir bakış açısı yaratabilir.

Bilgi alırken;

- Bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz?

- Nasıl hazırlandınız?

- Hangi becerilere ihtiyaç var?

- Temel sorumluluklar neler?

- Nasıl değerlendiriliyorsunuz?

- İşle ilgili zevk aldığınız şeyler neler?

- Kişisel ödüller neler?

- İşte tipik bir gününüz nasıl geçiyor?

- Çalışma koşulları nasıl (çalışma saatleri, iş çevresi, çalışma ortamı, iş arkadaşlıkları.)?

- İşinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

- Diğer ilgili işler neler?

- Yarım-zamanlı işler olabilir mi?

- Meslekle ilgili başka kimlerle görüşebilirim? gibi sorular sorabilirsiniz.

Tüm bu süreç içinde şu an olduğunuz durumda (lise, üniversite öğrencisi olabilir, ya da yaptığınız işi değiştirmek istiyor olabilirsiniz) bu üç konuda; çevreniz, kendiniz ve işlerle ilgili bilgileri toplayıp, değerlendirdikten sonra karar verme aşamasına geleceksiniz. Unutmayın ki aldığınız karar sizi harekete geçirip, amaçlarınıza ilerlemenize yardımcı olurken bu süreç devam edecek ve siz bu değerlendirmeyi yeniden, yeni bilgilerle tekrar edeceksiniz.


MESLEĞİNİ KENDİN İÇİN SEÇ

Meslek Seçimi Neden Önemli?

Bu soruya verilecek o kadar çok cevap var ki. Her şeyden önce insanın istediği ve yeteneklerine uygun bir mesleğe sahip olması, onun hayatındaki en büyük artılardan biri. Çünkü sevilmeden yapılan mesleğin, insan hayatına bir çok olumsuz etkisi var.

Bazı gençler, çeşitli nedenlerden dolayı ya da işin ciddiyetinin farkında olmadıklarından olsa gerek, herhangi bir mesleği seçebileceklerini zannediyorlar. Bazıları da bu kadar önemli bir olayı sadece "sınav" bazında değerlendirip ileriye dönük düşünmüyorlar. Oysa neredeyse bir ömür boyu, mesleğimizle beraberiz. Uyanık olduğumuz zamanların büyük bir bölümünü işimizde geçiriyoruz. İnsanın ruh sağlığında, yaptığı işten dolayı duyduğu haz önemli bir doyum noktası.

Günümüzde, mesleğini sevmediği için doyumsuzluk yaşayan ve iç dengesini yitiren birçok insan var. Çünkü zorlanarak yapılan meslek, depresyon, iş veriminde düşüş, dikkatsizlik, isteksizlik, başarısızlık, başarısızlığın getirdiği mutsuzluk, iştahsızlık, uykusuzluk, çevreyle iletişim bozukluğu gibi ciddi boyutlu rahatsızlıklar yaratıyor. Tüm bunların sonucunda da insan kendini değersizleştirebiliyor. Kendini değersizleştirme, kendini işe yarmaz ve beceriksiz hissetme duygusu ise insanı oldukça fazla yıpratıyor. Bu yüzden kişinin eşiyle, çocuğuyla, dostlarıyla ve tabii ki iş yerindeki arkadaşlarıyla ilişkileri bozulabiliyor.

Kişi, zaman içerisinde kendine ve mesleğine yabancılaşabiliyor. Bir süre sonra, işe gitmemek için bahaneler, psikosomatik rahatsızlıklar (Psikolojik kökenli baş, mide ağrıları gibi.) ortaya çıkıyor. Hiçbir şey üretmeyen, verimli ve yaratıcı olamayan bu insanların ruh sağlıklarında ciddi anlamda zedelenmeler olabiliyor. Bakın bu konuda birkaç kişinin hissettikleri ve yaşadıkları:

- "Her şey önce pazartesi sendromuyla başladı. Pazartesi günleri müthiş bir zorlanma hissediyordum. İşe gitmeden önce ve işyerimdeyken şiddetli baş ağrılarım oluyordu ve içim sıkılıyordu. Sonra pazartesi sendromunun yanına, salı, çarşamba, perşembe ve cuma sendromları da eklendi. Üstelik artık pazar günleri de çok mutsuz geçiyordu; çünkü ertesi gün iş vardı ve ben buna çok sıkılıyordum. Yani tek mutlu ve rahat olabildiğim günler cumartesi günleriydi. Önceleri tembel olduğumu düşündüm. Daha sonra iş yerimde dikkat bozukluklarım ve isteksizliklerim başladı. Dengemi iyice yitirmeye başladığımı hissettiğimde işyerimin doktoruna gittim. O da bana bunların psikolojik olabileceğini ve bir psikologa gitmemi önerdi. Önce rahatsızlıklarımın psiklojik olduğuna inanamadım. Ama öyleymiş. Psikoterapi seansları sırasında, rahatsızlıklarımın çok ilginç bir nedeni ortaya çıktı. En azından benim için çok ilginçti. Bu neden, sevmediğim bir mesleği yapmam ve bundan dolayı zorlanmamdı. Şimdilerde kendi kişiliğime uygun bir iş araştırıyorum."

Selma, 26 yaşında:

- "Dört yıldır mesleğimi yapıyordum. Üç yıllık evliyim. Yaklaşık bir yıl önce eşimle aramızda ufak tefek tartışmalar başladı ve zamanla büyüdü. Tartışmalarımızın sebepleri ufak-tefek nedenlerdi. Eşimin dediğine göre ben işten eve döndüğümde bir barut fıçısı gibi oluyordum. Zamanla durum iyice kötüleşti. Ben de ciddi anlamda düşünmeye başladım. Bu arada şunun farkına vardım: Hafta sonlarında ve tatillerde eşimle aramızda hiçbir sorun çıkmıyordu ve ben kendimi daha mutlu hissediyordum. Bir süre sonra başta eşim olmak üzere, tüm yakın çevremle ilişkilerim iyice bozulmaya başlamıştı. Uzun lafın kısası, ben kişiliğime uygun bir mesleği yapmıyordum ve bu da beni olumsuz yönde etkiliyordu. İnsan önce bunu kabullenmek istemiyor ve çok zor kabulleniyor. Düşünsenize, onca hevesle seçtiğiniz bölümü bin bir çabayla ve zorlukla bitiriyorsunuz. Tam dört yıl çalışıyorsunuz. Sonra ruh sağlığınız size, bu iş sana uygun değil diye mesajlar göndermeye başlıyor. Aslında mesleğimi seçerken babamın ve ağabeyimin etkisinde kalmıştım. Gençlik işte, o zamanlar düşünememişiz. Durumu kabullenmem ve kendime gelebilmem biraz zaman aldı. Eşimin ve psikoterapistimin yardımlarıyla birçok şeyi aşabildim. Şimdi sevdiğim, bana uygun bir işim var. Mutluyum."

Murat 27 yaşında:

- "Yataktan çıkmak istemiyordum. İşe gitmediğim günler gitgide çoğalmaya başlamıştı. Bu durumdan ailem de telaşlandı. Bana sanki hep ateşim varmış gibi geliyordu. Zaman zaman mide bulantılarım, kusmalarım vardı ve kendimi son derece halsiz hissediyordum. Ayrıca sebebi belli olmayan müthiş sırt ağrılarım gitgide daha da artıyordu. Doktor doktor dolaştık. Durumumun psikolojik kökenli olduğunu söylediklerinde, inanamadım. Sonuç olarak kişilik yapım ile yaptığım işin birbirine paralel olmadığı ve bunun da beni zorladığı ortaya çıktı. Buna inanmak çok zordu, ama gerçeği kabullendim. Zâten üniversiteye girerken bu bölümü çok da istekli seçmemiştim. Ben gençlere, seçecekleri mesleği iyi düşünerek seçmelerini tavsiye ediyorum. Sonra insanın başına hiç tahmin etmediği şeyler gelebiliyor."

Gülay, 24 yaşında:

Meslek seçimi ne kadar da önemli değil mi? O an için insana hiç de hayati önem taşımıyormuş gibi gelse de sonradan önemini oldukça etkili bir şekilde hissettirebiliyor.
Yukarıdaki kişilerin bizlerle paylaştıklarından da görüyoruz ki kiminde evlilik yaşamını, kiminde ise tüm hayatını olumsuz etkileyen "iş yaşamındaki zorlanma" yi kabullenebilmek de kolay değil.
Araştırmalar, iş yaşamında mutlu olmayan, işini yeterince sevmeyen kişilerin ciddi sırt ağrıları çektiğini ortaya koyuyor. İngiltere'de yaklaşık dört bin beş yüz yetişkin üzerinde yapılan bir araştırma, işyerinde mutsuz olan kişilerin pek çoğunun, omurilik bağlantılı ağrılardan yakındıklarını kanıtlamış. Yapılan bu araştırmaya göre, her yıl yetişkinlerin %40'ı bu tür ağrılar nedeniyle kliniklere başvuruyormuş.
Manchester Üniversitesi Romatizmal Hastalıklar Hastanesi tarafından yapılan araştırmada, sırt ağrılarının çoğunun ağır taşımak değil, derin depresyonlar sonucu ortaya çıktığı belirlemiş. Sırt ağrılarıyla kliniklere başvuran kişiler üzerinde yapılan araştırmalarda, bu insanların iş yerinde mutsuz oldukları, kendilerine uygun olmayan meslekleri yaptıkları, yalnızlık duygusu, tatminsizlik ve başarısızlık duygusuyla dolu oldukları ortaya çıkmış.
Ülkemizde henüz bu anlamda yapılan bir araştırma yok; ama eğer bir gün yapılırsa, sonucun yukarıdaki gerçeklerden pek de farklı çıkmayacağı kanısındayım.


MESLEK SEÇİMİNİN KİŞİNİN YAŞAMINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Meslek seçimi, bireyin hayatında verdiği en önemli kararlardan biridir, çünkü bireyin hayatının üçte biri mesleki etkinlikleri içermektedir. Meslek, sadece bir para kazanma, geçim sağlama yolu değil, belki bunlardan da önemlisi bireyin kendini ifade etme, kendini gerçekleştirme yoludur.

Peki, seçilen meslek bireyin yaşamında ne gibi etkilerde bulunacaktır?

1. Bireyin yaşamı boyunca devamlı bir iş sahibi olup olamayacağını tayin edecektir.
2. Yaşamı boyunca başarılı veya başarısız bir kişi olmasında önemli bir rol oynayacaktır.
3. Sürekli etkileşimde bulunacağı bireylerin çeşidini ve eş seçimini etkileyecektir.
4. Hayatı boyunca yaşayacağı çevre veya çevrelerin özelliğini ve yerini tayin edecektir.
5. Ailesinin kazanç şeklini ve düzeyini ve geçim tarzını belirleyecektir. İşinden zevk alıp alamayacağını, bunun sonucunda sorumluk sahibi bir insan olup olamayacağını tayin edecektir.

Bunlara bağlı olarak meslekte ve mesleki eğitimde yaşanan doyumsuzluklar, hayal kırıklıkları bireyi doğrudan etkilemekte, dolayısıyla bireyler mutsuz olmaktadırlar.

Her mesleğin kendine özgü gerekleri, çalışma koşulları ve sağladığı olanaklar farklıdır. Meslekler arasında bu ve benzeri alanlarda gözlenen farklılıklar, bireylerde yetenek, ilgi, gereksinme gibi psikolojik nitelik çeşitlemesine denk düşmektedir. Bu yüzden bireyin kendi gelişimine en çok fırsat hazırlayacak, gereksinimlerini en iyi biçimde doyurabilecek alanı seçebilmesi önem kazanmaktadır. Sağlıklı bir seçim ise ancak kişinin kendini ve seçeneklerini yakından tanıması ile mümkün olmaktadır. Meslek seçimi, bireyin kendisine açık meslekleri, çeşitli yönleriyle değerlendirip, kendi gereksinmeleri açısından, istenilir yönleri çok istenmeyen yönleri az olan birine yönelmeye karar vermesi olarak da tanımlanır. Bireyin seçtiği meslek, onun yetenek ve ilgilerine uygun olduğu taktirde bunları geliştirmek ve tam olarak fonksiyonda bulunmak kendi elindedir. Özellikle yeteneğinin altında mesleklere girenlerde bir süre sonra uyumsuzluk, can sıkıntısı ve başarısızlık baş göstermektedir.

Öte yandan belli bir meslek için bir bireyin seçimi gerçekte bir yordama (tahmin etme) sorunudur. Bu seçme, söz konusu iş için başvuruda bulunan adaylardan hangisi ya da hangilerinin bu işi en iyi bir biçimde yerine getirebileceklerine ilişkin bir yordamayı içermektedir. Bu yordamanın olabildiğince geçerli ve güvenilir verilere dayandırılması, mesleği seçecek bireyin yararına olduğu gibi, işverenin de yararına olacaktır.

Kullanılmakta olan çeşitli psikolojik testlerin geliştirilmelerinin nedenleri; başkalarının birey hakkında ya da bireyin kendi-kendisi hakkında, vermek durumunda olduğu çeşitli kararlara yardımcı olmaktır. Meslek seçimi bireyin kendisi hakkında bir karar vermesini gerektirmektedir. Bunun yanında çeşitli alanlarda eğitim veren kurumların bu alanlarda eğitim görecek bireyleri saptaması işi de üniversiteler adına bir karar ve yordama sürecini içermektedir.

Yetenek:

Sağlıklı bir meslek seçimi ancak bireyin kendi ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını, aynı zamanda seçeneklerini iyi tanımasıyla mümkün olmaktadır. Yetenek, bir kimsenin belli bir eğitim sonucunda bilgi; beceri ve davranış takımı kazanmasının belirtisi olarak düşünülen özellikler bütünüdür. Yetenek, eğitimden yararlanma gizil gücü olarak da tanımlanmaktadır. Bugün, zeka denen gücün, kalıtım ve çevrenin etkileşimi ile oluştuğu bilinmektedir. Kişinin, doğuştan getirdiği ve ne kadar olduğunu bilmediğimiz gizil gücü, çevresel olanakların sağladığı gelişimle, "bir işi yapabilme gücü" durumuna dönüşmektedir. Buna göre çevre elverişli olduğu oranda, kişi iyi gelişecek ve yeteneklerini gösterecektir.

Günümüzde yetenek ölçülebilen bir özelliktir. Bu özelliğin ölçüm yollarından biri psikolojik testlerdir. Yetenek testleri, "Genel" ve "Özel" olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel yetenek testleri daha çok, sözcükler, sayılar, şekiller ve akıl yürütmekle ilgili sorulardan oluşmaktadır. Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM)'nin kullandığı testler, bu amaca yönelik testlerdir.

Sözel ve sayısal düşünme yeteneklerine ilişkin ortak puan genelde, okul başarısını yani genel akademik başarıyı ölçmede isabetli olabilmektedir. Ancak, kimi mesleklerde ya da öğrenciyi bu mesleklere hazırlayan programlarda başarılı olunup olunamayacağını kestirebilmek için, özel yeteneklerin bilinmesine gerek duyulmaktadır. Özel yetenek, belli bir zihinsel veya fiziksel faaliyeti öğrenebilme kapasitesidir.
Üniversiteye giriş sınav soruları, kendi bilim alanlarında uzman kişiler tarafından hazırlanmakta ve çeşitli alanlarda bireyleri elemeye yönelik olmaktadır. ÖSYM'nin temel amacı, yüksek öğretim programlarına girmek için başvuran adaylar arasından bu programlarda başarılı olma olasılıkları ötekilerden daha yüksek olanları seçerek bu programlara yerleştirmektir.

Nasıl Bir İş İstiyorum?

Gelin önce hayal kuralım. Çünkü sonra hayallerinizi gerçekçi amaçlara dönüştürmeye başlayacağız. Gözleriniz kapatın ve kendinizi ilerde olabilecek tipik bir iş gününüzde hayal edin.
"Sabah uyandınız ve ne giyeceğinize karar veriyorsunuz. Neler giyiyorsunuz, takım elbise, spor, ... İşe başlarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz (Yorgun, isteksiz - heyecanlı, huzurlu)? İşe nasıl gidiyorsunuz? Şimdi iş yerindesiniz. Bir saniye durun ve iş yerinizi resmedin. Nerede, nasıl bir yer? Nasıl insanlar var çevrenizde? Neler yapıyorlar? Siz ne yapıyorsunuz? .".

Haklısınız, "nasıl bir iş istiyorum" sorusunun cevabını çok kolay, hemen verebilmek (bir kerede, tek bir zamanda) kolay bir iş değil. Çünkü bu sorunun cevabı bir süreç içinde kendini belli edecektir. Bu süreç çocuklukta kurduğumuz hayaller ile başlar ve 25-30 yaşlarında belirginleşen gerçekçi sonuçlara ulaşmaya başlar. Bir kişinin günde ortalama 8 saat çalıştığını düşünürsek; iş hayatımız yaşam tarzımızın belirleyicilerinden biri olmaktadır. Bu nedenle fiziksel, duygusal, zihinsel sağlığımızda yine yaptığımız işten ne kadar hoşlandığımızla bağlantılı korunacaktır. Bu kadar önemli olmasına rağmen, birçoğumuz iş seçimini olayların akışına, şansa bırakır ya da düşünmeyi erteleriz.

Böyle bir tercih yapma fırsatınızın olmadığını üniversite sınavının tek belirleyici olduğunu ya da ileri de ancak torpil bulursanız istediğiniz işe sahip olabileceğinizi düşünebilirsiniz. Belki üniversitede geldiğiniz bölümü, lisede okuduğunuz alanı (matematik-sosyal-fen) isteyerek ya da istemeyerek (aile isteği, puanlama hatası, herkes seçiyor diye) kazandınız. İşinizi de böyle seçmek ister misiniz? Belki sorumluluğu kendi üstünüze almanız ve bunun sonuçlarına katlanmanız daha kolay olacaktır.

Öğrenciler ile yapılan çalışmalar, öğrencilerin iş seçimi ile ilgili bilgi eksikliği, çatışma, seçim kaygısı yaşadıklarını, olumsuz yaklaşımlarının olduğunu, yetersizlik duygusuna kapıldıklarını ve kaderci bir tutum içinde olduklarını göstermektedir. "Daha ne iş yapmak istediğimi bile bilmiyorum- Gerçekten yapmak istediğim işi yapamayacağım-Bu alanda başarılı olamayacağım-şimdi artık istediğin işi bulmak çok zor, torpil lazım.."gibi düşünceler sizi olumsuz etkileyip harekete geçmenizi engelleyecektir. Olumlu-gerçekçi düşüncelerle başlamak sonucu olumlu etkileyecektir. "Sevdiğim ve becerilerimi kullanacağım bir iş seçeceğim", "İstediğim işe sahip olmak için bir plan yapıp bu yönde kendimi geliştirebilirim" gibi.


Meslek seçimi konusunda önemli çalışmalar yapan Holland, "meslek seçimi, kişiliğin bir ifadesidir" der ve meslek seçiminde kişi ve işin özelliklerinin uyumunun önemini vurgular. Ginzberg ve Super'de iş seçiminin tek bir davranış değil, bir süreç olduğunu söylemektedirler. Bu süreç ilk önce hayaller ile (büyüyünce polis olacağım) çocuklukta başlar ve gelişir, demektedirler. Bir kişinin evet artık bu işi yapacağım demesi, sabit bir iş pozisyonunun kazanılmasının ortalama 30-35 yaşlarında gerçekleştiğini kabul ederler. Krumbotz ise iş seçimi sosyal öğrenmedir, demektedir. Derslerden alınan notlar, alandaki iş imkanları, ailenin tutumu gibi faktörlerin devreye girdiğini belirtmektedir.



DERS ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAMA
Ne çalışacağız?

Her dersin amaçlannı ve konu dağılımlarını bilmeniz program oluşturmadaki en önemli belirleyeniniz olacaktır.

Programınız sıra, süreklilik ve bütünlük taşımalıdır.

Her dersin nasıl bir sıra izlediğini belirlemeli, konuların birbirleriyle bağlantılarını yakalamalı ve adeta bir yap bozun parçalannı birleştirir gibi konular arasında bütünlük sağlamalısınız.

Bir ders programı; hazırlık, uygulama, denetleme, pekiştirme dilimlerinden oluşur

Hazırlık: Kaynak kitaplann, araç-gereçlerin, sürenin belirlenmesidir.

Uygulama: Giriş, kazanım ve kullanımı içerir. Girişte konunun ana hatlan belirlenmeli, kazanım da konu öğrenilmeli ve kullanımda ise problem çözme geliştirilmelidir.

Denetleme: Bu kısımda öğrenilenlerin kalıcılığı denetlenerek eksikler ve yanlışlar giderilmelidir.

Pekiştirme: Yeterince tekrarlanmayan bilgiler unutulurlar. Bu yüzden öğrenilenler düzenli olarak tekrar edilmeli pekişmesi sağlanmalıdır.

Hazırladığınız programın etkili olup olmadığını aşağıdaki sorulan yanıtlayarak denetleyebilirsiniz,

 Sizi çalışmaya isteklendiriyor mu?

 Kullandığınız araçlar yeterli ve uygun mu?

 Ön hazırlık yapmayı içeriyor mu?

 Öğrendikleriniz uygulamaya dönük mü?

 Uygun bir mantıksal sıra izlenmiş mi?

 Zaman dilimleri derslerin zorluk kolaylık derecelerini göre ayarlanmış mı?

 Yeterince esnek mi?

Çok katı kurallarla hazırlanmış, hiç esnemeyen, sosyal alana hiç yer açmayan programlar bir süre sonra uygulanmazlar. Bu nedenle programınız kendinize zaman ayırabileceğiniz, yapmaktan hoşlandığınız etkinlikleri gerçekleştirebileceğiniz bir esnekliğe sahip olmalıdır.

Haftalık ders programı hazırlarken, günlük etkinliklerinizi haftanın her günü için ayrı ayn gözden geçirmelisiniz. Okul gidiş - dönüş saatleri, çalışma için ayrılan süre, yemek arası, dinlenme, gezme, TV izleme, arkadaşlarınız için ayırdığınız süre ve diğer işler için ayrılacak zamanı önceden belirlemelisiniz.

Ders programınızı 3 aşamada hazırlamalısınız:

  1. Aşama: Her dersten çalışmanız gereken konulann belirlenmesi. Örneğin, matematikte doğal sayılar, denklemler, geometri; açılar, üçgenler, Türkçe; anlam bilgisi, zamirler, noktalama işaretleri, coğrafya; coğrafi konum, Marmara Bölgesi'nin özellikleri, tarih; ilkçağ tarihi gibi.

  2. Aşama: Çalışılması gereken derslerin ve konuların haftanın günlerine bölünerek yerleştirilmesi.

  3. Aşama: Okuldan geliş saatiniz ile uykuya yatış saatiniz arasındaki sürenin hesaplanması. Bir gün boyunca yemek, dinlenme, okul işleri, hobileriniz, müzik, spor ve diğer aktivitelerinizi ders çalışma süresini belirledikten sonra planlı bir şekilde düzenlenmesi.

Program hazırlanırken dikkat edilecek unsurlar:

 İdeal program uygulanabilen programdır.

 İçeriği birbirine benzeyen iki ayn dersi arka arkaya çalışmamalısınız.

 Bir konuya, aynı zamanda ve aynı metotla sadece bir saat çalışmalısınız. Eğer bir konuyu bir oturuşta bitirmek zorundaysanız, çalışma metodunuzu değiştirmelisiniz. İlk 30 dakikadan sonra öğrenme veriminiz düşmeye başlar.

 Uyumadan önce yapacağınız tekrarlar bilgilerin hafızada daha çok kalmasını sağlar.

 En verimli ders çalışma saatleri kişiden kişiye göre değişir. Ancak her öğrencinin gün içinde verimli ders çalışacağı uygun bir zaman dilimi vardır.

 Zihinsel ve bedensel olarak en dinç olduğunuz saatlerde zorlandığınız derslere çalışınız.

 Uykunuzu tam alırsanız, daha verimli ders çalışabilirsiniz.

 Çalışma ortamı sabit ve sade olmalıdır. Gerekli çalışma temposunu yakalayamadıysanız, yeniden düzenlenmelidir.

 Ders çalışmadan sosyal aktivitelere başlamayınız, sosyal aktiviteleri kendinize ders çalışma programından sonra ödül olarak verebilirsiniz.

 Ders çalışırken, eksik olduğunuzu hissettiğiniz konulara öncelik veriniz. Bildiğiniz konuları tekrar tekrar okuyarak zaman kaybetmeyiniz.

 Bu konuları soru çözerek pekiştiriniz.




DERS ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAMA

Haftalık ders programı hazırlarken, günlük etkinliklerinizi haftanın her günü için ayn ayrı gözden geçirmelisiniz.

Okula gidiş - dönüş saatleri,çalışma için ayrılan süre, yemek arası, dinlenme, gezme, TV izleme, arkadaşlarınız için ayırdığınız süre ve diğer işler için ayrılacak zamanı önceden belirlemelisiniz.

Ders programınızı üç aşamada hazırlamalısınız:

1. AŞAMA: Her dersten çalışmanız gereken konuların belirlenmesi.
Örneğin, matematikte doğal sayılar, denklemler, geometri; açılar, üçgenler, Türkçe; anlam bilgisi, zamirler, noktalama işaretleri, sosyal bilgiler; coğrafi konum, İlk Çağ tarihi gibi.

2. AŞAMA: Çalışılması gereken derslerin ve konuların haftanın günlerine bölünerek yerleştirilmesi.

3. AŞAMA: Okuldan geliş saatiniz ile uykuya yatış saatiniz arasındaki sûrenin hesaplanması. Bir gün boyunca yemek, dinlenme, okul işleri, hobileriniz, müzik, spor ve diğer aktivitelerinizi ders çalışma süresini belirledikten sonra planlı bir şekilde düzenleyiniz.


Program hazırlanırken dikkat edilecek hususlar:

- İdeal program uygulanabilen programdır.

- Bir konuya, aynı zamanda ve aymjnetotla sadece bir saat çalışmalısınız.Eğer bir konuyu bir oturuşta bijirmek zorundaysanız, çalışmametodunuzu değiştirmelisiniz. İlk 30 dakikıdan sonra öğrenme veriminiz düşmeye başlar.

- Uyumadanöhce yapacağınız tekrarlar bilgileıin hafızada daha çok kalmasını sağlar.En verimli ders çalışma saatleri kişiden kişiyi; değişir. Ancak her öğrencinin gün içinde verimli ders çalışacağı uygun bir zaman dilimi vardır.

- Zihinsel ve bedensel olarak en dinç oldurunuz saatlerde zorlandığınız derslere çalışınız.

- Uykunuzu tam alırsanız, daha verimli ders çalışabilirsiniz.

- Çalışma ortamı sabit ve sade olmalıdır. Gerekli çalışma temposunu yakalayamadıysanız, yeniden düzenlenmelidir

- Ders çalışmadan sosyal aktivitelere başlamayı! uz, sosyal aktiviteleri kendinize ders çalışma programından sonra ödül olarak verebilirsiniz.

- Ders çalışırken, eksik olduğunuzu hissettiğiniz konulara öncelik veriniz. Bildiğiniz konulan tekrar tekrar okuyarak zaman kaybetmeyiniz.

- Bu konuları soru çözerek pekiştiriniz.

Flash Paper'ı büyütmek için Printer işaretinin yanındaki butona basınız.



Göz açıp kapayana kadar geçer demiştik ya baştan... Ne de çabuk geçti zaman, değil mi? Sınavın yaklaştığı fikri iyiden iyiye bizi sarmaya başladı bile...

Öncelikle panik olmamak gerekiyor. Hele bıkkınlık hissedip dizginleri elden bırakmak hiç yok! Çünkü belki de en fazla bu zamanlarda ihtiyacın olacak istikrarlı olmaya... Biliyorsun, istikrardır başarıyı getiren...

Telaş yapmak yerine kendimize özgü taktikler geliştirerek hem iyi hazırlanmalı hem de sakin tavrımızdan ödün vermemeliyiz. Çünkü telaş içine girmek kontrolün sende olmasını engelleyecektir. Peki ne yapacaksın bu kısa zaman içinde? Bir de eksik konuların varsa? Dur dur seni telaşlandırmaya çalışmıyoruz...

Öncelikle sakinliğini elden bırakmayıp bir düşünmelisin. Kalan zamanını parçalara bölerek işe başla mesela... Sonuçta geçmiş iyi ya da kötü yaşanmış ve bitmiştir...

Geçmişle uğraşıp hiçbir şey değiştiremeyeceğimize göre geleceğimizle ilgilenerek, mevcut zamanını çok iyi kullanarak kendi lehine çevirmelisin. Önceliklerin olmalı! Hadi şimdi senin önceliğinin derslerinde başarılı olmak ve bunun için de ilerlemek olduğunu kabul edelim. İlerlemek için ne yapmalı?

Bilmediğin ya da eksik olan konulara veya derslere öncelik vermeli, bir yandan da bildiğin konuları tekrarlamayı ihmal etmemelisin...

Sen her ne kadar tüm bunların farkında da olsan sınav telaşına girmen senin için bir tuzak olacaktır. Bu yüzden her ne kadar ihtiyacın olan bilgi de olsa yeterli bilgiyi edinmekle birlikte fiziksel olarak da sınava hazırlanman gerekir. Bu ne demek peki?

Dengeli beslenmen, uyku düzenini sağlaman, belli düzeyde fiziksel egzersizler yapman, sınav öncesi kendini iyi hissetmene yardımcı olacaktır...

Düzenli olarak yapacağın fiziksel egzersizle vücudundaki gerilimden kurtulursun! Bir düşün! Gevşediğin zamanlarda motivasyonunu ve dikkatini yoğunlaştırmada bir sorun yaşamazsın...

Hatta üretkenliğin ve enerjin de artar! Aslında esas olan senin hiçbir zaman içindeki çalışma ya da başarma azmini kaybetmeyip hedeflerinden uzaklaşmamandır. Unutma! Hedeflerindir seni hayal ettiğin noktaya taşıyacak olan...

Yeter ki başarabileceğine olan inancını kaybetme!



 Gözlerinizi öğretmeninizden ayırmamaya özen gösteriniz.

 Konu ile ilgili çok soru sorunuz.

 Uygun şekilde oturarak dinleyiniz.

 Daha zinde ve daha aktif bir ders dinleyebilmek için ön hazırlık yaparak derse geliniz.

 Anlatılan her şeyin sonunu bekleyerek ana fikri bulmaya çalışınız. 

 Kitabımzdaki konu anlatımı ile ilgili önemli bölümlerde kısaltma ve semboller kullanarak hatırlamanızı kolaylaştırınız.

 Şekil ve grafiklerden yararlanınız.

 Öğretmen tarafından birkaç kez vurgulanan yerlere dikkat ediniz.

 Anlatılan konu ile ilgili tartışmalara katılmaktan çekinmeyiniz.

 

Olumsuz Dinleme

 Anlatılan konuya ilgi göstermemeniz ya da önemsememeniz,

 Öğretmene karşı olumsuz tutum geliştirmeniz,

 

Dinliyormuş gibi yapmanız, 

Anlatılan her şeyi not tutmaya çalışmanız,

"Ben bu konuyu biliyorum." düşüncesinde olmanız, İyi bir dinleyici olmadığınızın işaretidir.

Etkin Dinleme İle İlgili Pratik Yöntemler

İFİKAN

İ = İleriye bak => Öğretmenin anlattığı konudan yola çıkarak konunun gidişatını tahmin etmek.

F = Fikirler => Önemli fikirlere dikkat etmek.

İ = İşaretler => İpuçlarını değerlendirmek.

K= Katıl => Aktif ve katılımcı olmak.

A= Araştır => Konuyla ilgili düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşmak ve soru sormak.

N = Not tut => Öğrenilenleri kısa ve anlamlı şekilde sembolleştirmek.


 

Okuma bir alışkanlıktır. İyi bir okuyucu olarak doğulmaz. Okuma alışkanlığının temelinde istek yatar. Okuma alışkanlığı, okuma-yazma öğrenildiği andan itibaren başlar. 

Okumaya başlamadan önce amaç belirlenmelidir.

 Etkin okuma için; okuduğunuzu düşünüp yorumlamanız gerekir. Eğer anlatılan konuları anlamaya ve yorumlamaya çalışmazsanız kelime karmaşası içerisinde bocalarsınız.

 Etkin okuma için metne eleştirel gözle bakmak, konunun ne derece doğru olabileceği ile ilgili fikir yürütmenizi gerektirir. Yazılan her şeye karşı doğru veya yanlış kanaatinde olursanız çok çabuk fikir değiştirirsiniz.

 Okurken kelimelere takılmayın ve okuduğunuz cümleden genel bir anlam çıkarmaya çalışın.

 Etkin okuma için; şekil, grafik ve resimleri kesinlikle inceleyin.

 Yüksek sesle okuma, dudak kıpırdatma, başınızla, kalemle veya parmakla takip etme okuma hızınızı keser.

Etkin okuma sırasında ayrıca;

Dikkati toplayın. 

Çevre ile ilgilenmeyin. 

Gözlerinizle kelimeye takılmayın, kelime grubunu tek bakışta okuyun.

Okurken geriye dönmeyin, hoşlanılan sözcüklerde yavaşlamayın. 

Hızlı okursam anlayamam düşüncesine kapılmayın. 

Zaman sınırlaması yaparak okuyun. 

Her paragrafın sonunda ana fikre ulaşmaya çalışın.

 

Başanyı hedef alın :

Mükemmel olmayı hedeflemeyin.

Yanlış yapmaktan korkmayın, korkarsanız yeni şeyler öğrenme ve gelişme olanağını kaybedersiniz.

Unutmayın , mükemmeliyetçlligin arkasında korku yatar.

İnsan olduğunuzu hatırlayarak korkularınızı göğüsleyin. Daha mutlu ve etkili bir insan olursunuz.

Etkin okuma ile ilgili diğer bir yöntem:

İSOAT

İZLE=>    Konu ile ilgili ön hazırlık yapmak.

SOR=>    Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden, kim ve benzeri sorularla bilgileri desteklemek.

OKU=>    Konuyu sorular oluşturacak şekilde okumak.

ANLAT=> Oluşturduğunuz sorulan kendi kendinize sorup cevaplandırmak.

Tekrar et => Öğrendiğiniz bilgileri tekrar etmek.




some more text here


some text
here


some more text here


some text
here


some more text here


Etiketler: bir  için  çok  ders  daha  zaman  ile  çalışma  gibi  olarak    meslek  iyi  ilgili  sonra  olan  kadar  önemli  önce  başarılı